Çoğunuz bilir bu zindanı. Hep hayalimizdir oranın bir gün yıkılıp yerine o yaşatılan utanç dolu günlere özür mahiyetinde bir anıt yapılması… Çok uzun bir girizgah yapmak sanırım çok anlamlı olmasa gerek bu konuda.. Adı bile nefretimizin, kinimizin kusulması ve yaşananlardan duyulan üzüntü için yeterli bile.
1980 askeri darbesinin zulmünün simgesi zindanır. Dünyanın gelmiş geçmiş en kötü hapishanelerinden 6. lığa layık görülmüş. Bu zindanda diyarbakır diyarbakır olalı ne boyle bir zulüm ne boyle bir işkence ne de böyle bir psikolojik baskı görmüştür. Onlarca insan öldürülmüş, yüzlerce insan sakat bırakılmış, 400′ün üzerinde insan verem hastası olmuştur. Ayrica pkk’nin içeride direnişi dışarıya büyük güç vermiş ve bundan güç alarak silahlı eylemlerine başlamasına neden olmuştur. Bedran Sevgat’la derinlemesine röportaj yöntemiyle yazılmış “Diyarbakır Zindanı I-II” adlı iki ciltlik bir kitabın zindandaki işkencelere odaklanan kitabının cilt I’ini okumuştum yıllar önce.. Günde en fazla 10 sayfası okunabiliyordu. Bu kadar az okumamın sebebi ne yavaş okumam ne de kitap okuma sevgisizliği ile ilgili değildi. Bünye kaldırmıyordu. İşte o zamanlar gerçekten insan olmaktan utanmıştım. Düşünün baba oğul cezaevinde ve birbirileri ile cinsel ilişkiye girmeye zorlanıyor. evet evet bunu ve daha nicesini yaptırıyorlar..
Bu ülkede bunlar yaşandı. Yüzbaşı esat oktay yıldıran ve köpegi “co” ceza evindeki insanlara işkence etmenin baş kahramanlığına soyunmuştur. Bir köpeğe selam vermenin utancı yaşatıldı mahkumlara. Okumak istemedikleri halde her sabah istiklal marşı okumaya zorlandilar, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi, saçmalardan seçmeler ihtiva eden Güneş Dil Teorisi vb. bir sürü sey zorla dayatılıyordu.
Bu baskı ve işkenceler karşısında insanlar tepki olarak kendilerini yakmışlardır(dörtler, mazlum doğan). 14 temmuz büyük ölüm orucunda yaşamını yitirenleri de unutmamak gerekiyor.
Kadınların ve erkeklerin cinsel organlarına elektrik vermek.. Kanalizasyon benzeri içi bok dolu yerlere mahkumları atmak.. mahkumların eline 5 milimlik çivi batırmalar, ağza cop sokup diş kırmalar ve daha bir sürü insan olanın bünyesinin hazmedemeyeceği işkenceler…
Haluk Yıldızhan adlı bir mahkumun anlattıklarına kulak verelim:
“Gözaltından gelenleri genel olarak sinema salonuna değil de, o zaman 37 olarak adlandırılan, daha sonra 36 adını alan hücrelere götürürlerdi. Burada, “Banyolu mu televizyonlu koğuş mu istersin?” diye sorup, cevap ne olursa olsun her iki durumda da alt katlardaki tuvaletleri tıkanmış ve pislik içindeki lağım sularının ve insan dışkılarının yüzdüğü bir yerde süründürülür, günlerce işkence ve kaba dayakla hoş geldin safhasında yıldırdıktan, tamamen teslim aldıklarına inandıktan sonra koğuşa gönderirlerdi. ”
Ama yok ben daha detaylı oğrenmek istiyorum ve insanlığım da bünyem de kaldirabilir diyorsanizBedran Sevgat’ın “Diyarbakır Zindanı” adlı eserini bulup okumanızı öneririm (yasaklanmamışsa). öte yandan yazarını hatırlamadığım ve dört pkk’linin kendilerini yakmalarını ve mazlum doğan’ın kendini asmasını anlatan “dörtler” kitabı da kısa ve yüzeysel olsa da bu konuda okunabilecek kitaplardan birisidir.
Belki Hasan Cemal “Kürtler” adlı kitabının girişinde Cemil Felatoğlu’nun yaşadığı küçük bir olayı anlatıp geçmiş ama oda çok dokunaklıdır yetersiz olsa da..
Birgün yaşatılan o acıları hafifletecek bir anıtın var olması temennisi ile…
Advertisement 300 X 250
27 Ağustos 2009 Perşembe
20 Ağustos 2009 Perşembe
Ana Dilinde Rüya Görememek
Asimilasyon politikalarının sonucu, ya da kişinin kendi dilinin konuşulduğu, kendi kültürünü yaşadığı yerlerden uzak olması sonucu kendi diliyle değil de bulunduğu coğrafyanın, egemen dil ve kültürün dilini zorla veya isteyerek özümsemesi sonucu konuştuğu, konusturulduğu dilde rüya görmesidir. Asimilasyon politikaların yarattığı kişilik bölünmesine en can alıcı örnektir..
Öyle bir rüyaya dalmışsındır ki herkesle konuşursun, herkesle irtibat halindesindir.. O rüyada en çok görmek istediğin kişi olan anneni görürsün sonunda… Gece rüyanda görmek için yatmadan önce onunla ilgili düşüncelere dalarsın, özlemin doruğa çıkmıştır ama gel gör ki gördüğün anda bir hüzün kaplar zihnini…Anne ile konuşamamanın yarattığı hüznü annenin gözlerinde, yüzünde görürsün… Yanına gitmek dokunmak, sarılmak, elini yüzünü öpmek istersin, hal hatır sormak istersin ama yapamazsın..Sessiz film yaşanır, hasretlik ancak uzaktan uzağa giderilir, öyle hüzünlü hüzünlü bakışılır..ve rüya bittiğinde uyandığında ya da sabah uyanıp rüyayı hatırladığında acı acı düşünürsün… Sonra seni bu hale getiren sistemine de insanına da düzenine de okkalı bir küfür fırlatırsın en içten geldiği şekliyle…
Ama çözüm değil işte..Artık asimilasyon o kadar yoğundur ki düşünce yapına, zihnin işleyişine işlemiştir. Çare getiremezsin…Bunu çözmenin tek yolunun artık o topraklara dönüş olduğunu bilirsin ama yüreğin yetmez işte…Utanırsın… Sebebini kendinde aramaya başlarsın…
Bir diğer örneği de Kürt olup Kürtçe şarkı dinlerken ısrarla içinden-elinde olmaksızın- şarkının sözlerini Türkçe’ye çevirip anlamlandırmaya çalışmaktır. O da ayrı bir acıdır. Empatiden yoksun ve asimilasyon politikalarından bihaber bünyenin anlayamayacağı şeylerdir bunlar..
Öyle bir rüyaya dalmışsındır ki herkesle konuşursun, herkesle irtibat halindesindir.. O rüyada en çok görmek istediğin kişi olan anneni görürsün sonunda… Gece rüyanda görmek için yatmadan önce onunla ilgili düşüncelere dalarsın, özlemin doruğa çıkmıştır ama gel gör ki gördüğün anda bir hüzün kaplar zihnini…Anne ile konuşamamanın yarattığı hüznü annenin gözlerinde, yüzünde görürsün… Yanına gitmek dokunmak, sarılmak, elini yüzünü öpmek istersin, hal hatır sormak istersin ama yapamazsın..Sessiz film yaşanır, hasretlik ancak uzaktan uzağa giderilir, öyle hüzünlü hüzünlü bakışılır..ve rüya bittiğinde uyandığında ya da sabah uyanıp rüyayı hatırladığında acı acı düşünürsün… Sonra seni bu hale getiren sistemine de insanına da düzenine de okkalı bir küfür fırlatırsın en içten geldiği şekliyle…
Ama çözüm değil işte..Artık asimilasyon o kadar yoğundur ki düşünce yapına, zihnin işleyişine işlemiştir. Çare getiremezsin…Bunu çözmenin tek yolunun artık o topraklara dönüş olduğunu bilirsin ama yüreğin yetmez işte…Utanırsın… Sebebini kendinde aramaya başlarsın…
Bir diğer örneği de Kürt olup Kürtçe şarkı dinlerken ısrarla içinden-elinde olmaksızın- şarkının sözlerini Türkçe’ye çevirip anlamlandırmaya çalışmaktır. O da ayrı bir acıdır. Empatiden yoksun ve asimilasyon politikalarından bihaber bünyenin anlayamayacağı şeylerdir bunlar..
Obama’nın Kürt açılımını desteklemeli miyiz?
Tatil Sezonuna fırtına gibi başlayan Erdoğan ve yandaşları – Kürt açılımı- adı altında gündemi meşgul etmekle birlikte, U şeklinde bir dönüş yaparak : ‘DTP ile görüşmem,İmralı’yı muhatap almam,ya sev ya da terk et.. ben bunu ,şunu yapmam ’..gibi söylevlerinin arkasında durmayarak , tabiri caizse ‘tükürdüğünü yalama’ girişiminde bulundu, bulunuyor..
Haliyle bu açılım karşısında Kürt vatandaşı olaraktan; şaşırıyor, yadırgıyor, aklımıza birtakım sorular geliyor, yer yer rüyalarımıza giriyor ; neden 25 yıllık savaş 25. Yılında bitiyor? Neden bu açılımlara ordu ses çıkarmıyor? Yoksa başka bir asimile tabanı mı oluşturulmakta? Sanatçıların, yazarların inanılmaz gayretleri neden? MHP-CHP’nin direnme çabası neden ? Her şey geçtik, yoksa Erdoğan bir Kürt sever mi oldu? gibi sorular , tarafımızdan cevap beklesede Kendi açımızdan soruların bir kısmına cevap bulmaya çalıştık:
Obama’nın Yeni Projesinde, Kürt süreci
Türkiye’nin geneline baktığımız da en ufak bir sorunda hemen ABD parmağı aranır.Haksız da sayılmazlar ,zira tespitimiz de bunu destekler nitelikte ; takip ediyorsanız, ABD yakın süreçte Irak’tan askerlerini çekme politikasının devreye gireceğini belirtti. Artık, Ortadoğu’dan deyim yerindeyse ‘nemalanma dönemi’ başlayacaktır. Yani ABD artık (yakıp-yıkma )savaş politikasını bırakıp, petrol ve sermaye şirketlerini bölgede konuşturacak ve sömürecek tir! ..
Petrol boru hatları,askeri-sivil üsler ve sermayeyi konuşturarak, katkı sağlayacak olan Türkiye devleti olsun , Irak yönetimi olsun, bölgesel Kürt yönetimi olsun velhasıl nasıl tanımlamak isterseniz bu bölgede ; olası bir çatışma, dengeyi bozacak –istikrarı zedeleyecek- tüm engellerin bir an önce çözüme kavuşması projesi de diyebiliriz..
işte burada şu sorunun cevabını alabilirsiniz; Erdoğan ve Türk basının destekli ‘Kürt açılımı’ çalışmalarının bir ve baş nedeni , ABD ‘nin ; ‘derhal, Kürt sorununu çözün ! ilerde tehdit unsuru olarak karşıma çıkmayınız ‘ dır..Bu iki cümle 25 yıldır süren savaşın sonuna geldiğinin bariz bir açıklamasıdır..
MHP-CHP çıkmazı
Keza görünürde süreci baltalamak isteyen , iki Türkiye partisini de görmek mümkün..Bunların sorunları ne olabilir? sorusunu yönelttiğimiz de ; öteden beri varlığını koruma içgüdüsü olarakta adlandırabiliriz..
CHP şimdilerde hangi tabanı koruduğunu, neyi savunduğunu bilmeyen 70 yaş bunalımı geçiren bir parti imajından ödün vermemekte ısrarcı gibi gözükse de ; sadece parti kolundaki sarı saçlı, kırmızı ojeli hatunları ve anlamsız laiklik propagandası zihniyetini elde koz olarak tutarak ,bu kesimi kaybetmeme çabası içindedir…önümüzdeki seçim sürecine bir nevi hazırlık yapmaktadır..
MHP ise , genel başkan seçme kriziyle boğuştuğundan, seçmen tabanını da unutmamak gerektiğini hatırlamış olmalı ki varlığını, gereksiz beylik laflarla süründürebileceği umudunu taşımaktadır. Bu açılım sürecinde milliyetçilik olgusunun peşinden koşmakta ısrarlı ,içi boş faşizan sembolü olarak kalma niyetindedir..
Her iki partide, kendini dışa kapalı bir dünya literatürüyle beslemekle birlikte sağ ve sol çıkmazı ile sonlarını hazırlamakla meşgul olduğundan bu sürece katkı sağlayamayacaklarını dile getirmektedirler.
TSK ’nın Sessizliği
Lorna’nın sessizliği imajına bürünen TSK’ dan ses seda çıkmamasını bir çok neden bağlayabiliriz…
Ergenekon örgütünün, yuvalarından tek sıra halinde çıkan karınca ordusu gibi her gün bir ast-üst devasa rütbeli furyanın, polisler tarafından eli kelepçelenip götürülmesi ,Taraf gzt.’sinin TSK kaynaklı Erdoğan’ı bitirme planlarını yayınlaması , bolluk-bereketin simgesi topraklarımızdan silahlar fış-kır-ma-sı ..gibi nedenler olmasını çok isterdik.. ”lakin bunlara tavır koyamayacak ,karizmadan yoksun bir orduya sahibiz.Sürecin bu aşamasında Obama’nın paketin de TSK ‘nın sürece dahil olması ters olduğundan, bir süreliğine Kışlasına geri gönderilmiştir..Geçmişteki yaptıkları devasa hataların peşine düşerek, yeniden halkın sempatisini kazanma gibi gayri meşru projenin de peşinde olmaları kuvvetle muhtemel gibide diyebiliriz..
DTP korosu
Bu sürece katkı sağlamak için elinden geleni yapmaya çalışan destek partisi,muhatap parti, PKK tabanlı parti, mi denilmesi lazım mı bir kenara bırakıp..
Sevgili Ahmet Türk’ün ılımlı , Emine Ayna’nın keskin , Aysel Tuğluk’un orta yollu çok sesliliği bir kenara bırakıp ,ortak bir düşünce etrafından seslerini yükseltmeleri gerekmektedir..Aksi halde bu süreçte ; yalnız ve yalnız Kürt partisi olarak kalacaklardır..Kısa süre sonra eksikliklerini aşamama-yenileyememekle kendini çöküşünü hazırlayacak ve hızlandıracaklardır..
Yeniden ABD ve Erdoğan ilişkisine dönecek olursak , kimimiz işkillenip ,temkinli olma hakkını kullanabilir ve ABD’ nin Türkiye devleti üzerindeki hegamonik iktidarına da inanmak istemeyebilir..Yine de sürecin bu safhaya gelmesini ABD’nin isteği ile olduğu gerçeğini değiştirmez..Keza Ortadoğu politikasını yönlendiren tek dış gücün ABD olduğu gerçeğini de bu sürecin buralara gelmesini destekler niteliktedir..
Haliyle bu açılım karşısında Kürt vatandaşı olaraktan; şaşırıyor, yadırgıyor, aklımıza birtakım sorular geliyor, yer yer rüyalarımıza giriyor ; neden 25 yıllık savaş 25. Yılında bitiyor? Neden bu açılımlara ordu ses çıkarmıyor? Yoksa başka bir asimile tabanı mı oluşturulmakta? Sanatçıların, yazarların inanılmaz gayretleri neden? MHP-CHP’nin direnme çabası neden ? Her şey geçtik, yoksa Erdoğan bir Kürt sever mi oldu? gibi sorular , tarafımızdan cevap beklesede Kendi açımızdan soruların bir kısmına cevap bulmaya çalıştık:
Obama’nın Yeni Projesinde, Kürt süreci
Türkiye’nin geneline baktığımız da en ufak bir sorunda hemen ABD parmağı aranır.Haksız da sayılmazlar ,zira tespitimiz de bunu destekler nitelikte ; takip ediyorsanız, ABD yakın süreçte Irak’tan askerlerini çekme politikasının devreye gireceğini belirtti. Artık, Ortadoğu’dan deyim yerindeyse ‘nemalanma dönemi’ başlayacaktır. Yani ABD artık (yakıp-yıkma )savaş politikasını bırakıp, petrol ve sermaye şirketlerini bölgede konuşturacak ve sömürecek tir! ..
Petrol boru hatları,askeri-sivil üsler ve sermayeyi konuşturarak, katkı sağlayacak olan Türkiye devleti olsun , Irak yönetimi olsun, bölgesel Kürt yönetimi olsun velhasıl nasıl tanımlamak isterseniz bu bölgede ; olası bir çatışma, dengeyi bozacak –istikrarı zedeleyecek- tüm engellerin bir an önce çözüme kavuşması projesi de diyebiliriz..
işte burada şu sorunun cevabını alabilirsiniz; Erdoğan ve Türk basının destekli ‘Kürt açılımı’ çalışmalarının bir ve baş nedeni , ABD ‘nin ; ‘derhal, Kürt sorununu çözün ! ilerde tehdit unsuru olarak karşıma çıkmayınız ‘ dır..Bu iki cümle 25 yıldır süren savaşın sonuna geldiğinin bariz bir açıklamasıdır..
MHP-CHP çıkmazı
Keza görünürde süreci baltalamak isteyen , iki Türkiye partisini de görmek mümkün..Bunların sorunları ne olabilir? sorusunu yönelttiğimiz de ; öteden beri varlığını koruma içgüdüsü olarakta adlandırabiliriz..
CHP şimdilerde hangi tabanı koruduğunu, neyi savunduğunu bilmeyen 70 yaş bunalımı geçiren bir parti imajından ödün vermemekte ısrarcı gibi gözükse de ; sadece parti kolundaki sarı saçlı, kırmızı ojeli hatunları ve anlamsız laiklik propagandası zihniyetini elde koz olarak tutarak ,bu kesimi kaybetmeme çabası içindedir…önümüzdeki seçim sürecine bir nevi hazırlık yapmaktadır..
MHP ise , genel başkan seçme kriziyle boğuştuğundan, seçmen tabanını da unutmamak gerektiğini hatırlamış olmalı ki varlığını, gereksiz beylik laflarla süründürebileceği umudunu taşımaktadır. Bu açılım sürecinde milliyetçilik olgusunun peşinden koşmakta ısrarlı ,içi boş faşizan sembolü olarak kalma niyetindedir..
Her iki partide, kendini dışa kapalı bir dünya literatürüyle beslemekle birlikte sağ ve sol çıkmazı ile sonlarını hazırlamakla meşgul olduğundan bu sürece katkı sağlayamayacaklarını dile getirmektedirler.
TSK ’nın Sessizliği
Lorna’nın sessizliği imajına bürünen TSK’ dan ses seda çıkmamasını bir çok neden bağlayabiliriz…
Ergenekon örgütünün, yuvalarından tek sıra halinde çıkan karınca ordusu gibi her gün bir ast-üst devasa rütbeli furyanın, polisler tarafından eli kelepçelenip götürülmesi ,Taraf gzt.’sinin TSK kaynaklı Erdoğan’ı bitirme planlarını yayınlaması , bolluk-bereketin simgesi topraklarımızdan silahlar fış-kır-ma-sı ..gibi nedenler olmasını çok isterdik.. ”lakin bunlara tavır koyamayacak ,karizmadan yoksun bir orduya sahibiz.Sürecin bu aşamasında Obama’nın paketin de TSK ‘nın sürece dahil olması ters olduğundan, bir süreliğine Kışlasına geri gönderilmiştir..Geçmişteki yaptıkları devasa hataların peşine düşerek, yeniden halkın sempatisini kazanma gibi gayri meşru projenin de peşinde olmaları kuvvetle muhtemel gibide diyebiliriz..
DTP korosu
Bu sürece katkı sağlamak için elinden geleni yapmaya çalışan destek partisi,muhatap parti, PKK tabanlı parti, mi denilmesi lazım mı bir kenara bırakıp..
Sevgili Ahmet Türk’ün ılımlı , Emine Ayna’nın keskin , Aysel Tuğluk’un orta yollu çok sesliliği bir kenara bırakıp ,ortak bir düşünce etrafından seslerini yükseltmeleri gerekmektedir..Aksi halde bu süreçte ; yalnız ve yalnız Kürt partisi olarak kalacaklardır..Kısa süre sonra eksikliklerini aşamama-yenileyememekle kendini çöküşünü hazırlayacak ve hızlandıracaklardır..
Yeniden ABD ve Erdoğan ilişkisine dönecek olursak , kimimiz işkillenip ,temkinli olma hakkını kullanabilir ve ABD’ nin Türkiye devleti üzerindeki hegamonik iktidarına da inanmak istemeyebilir..Yine de sürecin bu safhaya gelmesini ABD’nin isteği ile olduğu gerçeğini değiştirmez..Keza Ortadoğu politikasını yönlendiren tek dış gücün ABD olduğu gerçeğini de bu sürecin buralara gelmesini destekler niteliktedir..
Beyaz Toros
Faili meçhul cinayetlerin en büyük tanığıdır. Vakti zamanında muş’a gitmiştim. gittiğim gün bulanık ilçesi kaynıyor..küçük sehpalar, üstünde semaverler ve küçük iskemlelere oturan insanlar fısıldaşıyor. x- iyi adamdı. y- herkese yardımcı olurdu. z- 3 çocuğu vardı. t-…. k-.. diye giden fısıltılar çalınıyor kulağıma…
soruşturdum nedir ne değildir diye…tarım kredi kooperatifinde çalışan bir adamdan bahsettiler. üç gündür kayıp olduğu, en son yol altlarında su geçişlerini sağlayan çemberlerden birisinin içinde bulunduğunu söylediler. çiftçi amcanın birisi tarlasında çalışırken inanılmaz bir ceset kokusunun yayıldığını farketmiş. “her halde hayvan ölmüş, onun leşidir” diyerek cesede yaklaşmış ve kokanın hayvan değil “insan” olduğunu görmüş. en son evden çıkarken bir yere bal almaya gittiğini söylemiş öldürülen adam…daha sonra haber alınamamış kendisinden..
“görgü tanığı yok muydu?” diye sordum içlerinden birisine.
şunu söyledi
- beyaz bir toros görülmüş terkedilmiş bir arazide. bir çoban görmüş, siyah t-shirt giyen adamlar çobanı tehdit etmişler, bizden birisini şikayet edersen öldürürüz seni demişler.
bunu duyunca aklıma abdulkadir aygan geldi niyeyse..çünkü o da hep o beyaz toros’tan bahsediyordu…
sonuçsuz kalacağını bildiğim için hiç bir şey diyemedim. tıpkı semaverden bardaklara doldurdukları çaylarını yudumlayan ilçe sakinleri gibi..
soruşturdum nedir ne değildir diye…tarım kredi kooperatifinde çalışan bir adamdan bahsettiler. üç gündür kayıp olduğu, en son yol altlarında su geçişlerini sağlayan çemberlerden birisinin içinde bulunduğunu söylediler. çiftçi amcanın birisi tarlasında çalışırken inanılmaz bir ceset kokusunun yayıldığını farketmiş. “her halde hayvan ölmüş, onun leşidir” diyerek cesede yaklaşmış ve kokanın hayvan değil “insan” olduğunu görmüş. en son evden çıkarken bir yere bal almaya gittiğini söylemiş öldürülen adam…daha sonra haber alınamamış kendisinden..
“görgü tanığı yok muydu?” diye sordum içlerinden birisine.
şunu söyledi
- beyaz bir toros görülmüş terkedilmiş bir arazide. bir çoban görmüş, siyah t-shirt giyen adamlar çobanı tehdit etmişler, bizden birisini şikayet edersen öldürürüz seni demişler.
bunu duyunca aklıma abdulkadir aygan geldi niyeyse..çünkü o da hep o beyaz toros’tan bahsediyordu…
sonuçsuz kalacağını bildiğim için hiç bir şey diyemedim. tıpkı semaverden bardaklara doldurdukları çaylarını yudumlayan ilçe sakinleri gibi..
Kürt Gençlerinin Ergenliği
Hani sancılı anlarımız olur ya ,hani utangaçlığımızın dibe vurduğu ve sizin hal perişan iken etrafta size gülen yüzler olur ya,ne zordur demi.
Orta halli,yada fondip yaşayan bir Kürt kesiminden iseniz yani sokak taşlarının tozu dumanı yoldaş ise size ve gelir kaygısı,kavgalar olmazsa olmazlarınızdansa bir başkadır yaşanan şeyler.
İşte bunlar arasında gizli gizli yaşanan ve tüm hayatı etkileyecek çok mühim bir şey geçiyor:Ergenlik çağı..
Şimdi ergenliği koltuk altında biten iki kıla,yüzünde beliren iki noktacık olarak biliyorsan, unut.
Öle basit değil her şey…
**Sancılı dedim .Evet hem de fena bir sancı bu.Şöyle ki:ev halkı meselenin çokta odağında değil.Mağdurumuz yani ergenliğe girdiğini kabul ettiğimiz kişide kendindeki değişikliklerin suçluluk psikolojisinde.
Öyleydik yaw.Hatırlıyorum ilk bıyıklarım terlemeye başladığında garip bir suçluluk duygusu ve utangaçlık havası üzerimde vardı.Sanki suç işlemiş gibiydim,konunun bıyıklarımdan açılması beni deli ederdi,yerin dibine girerdim,hemen kaçardım.
Ve emin olun ilk bıyık kesme muhabbeti de iğrençtir. Çünkü artık bir “erkesiniz” ve bir bok elde etmiş gibi bir hava verilir size.
Hepside pohpohlamadır ..
Ergenlik çağının en büyük iki düşmanı ve kaçınılması gereken kişileri; Babalar ve Nenelerdir.
İkisi de acımasızdır,bu acımasızlık serbestlik ve mizahtan gelen bir olay.Onlar söylerken acayip zevk alırlar.
Baba sinsi bir avcıdır, çocuğundaki değişimi(erkeği kast ediyorum…lakin kızlara bulaşmazlar) çabuk fark eder.
Darbeleri tek tek indirir…
-heyytt….heyrana çavên te me ha….ka bêje ji babê xwe ra, gunnik reş bu ye?
Allah aşkına bu soru karşısında siz olsanız ne derdiniz.Yani cevap nedir bu soruya?
Zaten cinselliğinin en batık halinin yaşandığı evrelerdir,bide kürtsel halidir,bide ayıptır vs. durumları var yani.
Sabahın köründe ergen kardeşimiz yatağındadır ve baba başına gelmiştir..
Darbeler durmaz, yola devam edilir:
-Weyy weyy!! ka kurê kê ye? lawoo te çewa çadir çêkirîye? maşallahh
La hewle wele !!
Tahmin ettiğiniz gibi başlar öne eğik.Anne de duyarsa kıs kıs gülmeler.
Nineler yaşlarının getirdiği olgunluktan ve serbestlikten biraz daha rahattırlar…
Vurucu soruları şudur:
-ka tû xwen divînî?
Ya rab ya star!…
Babalar ve neneler ortaklığından doğan diğer birkaç soru ise:
-ka reş bu ye? (Kasık bölgesinin kıllanma durumu sorulmaktadır)
-nava te û keçîka çewa ye?
-keçîka paçî dikî?
Vs..
Aslında daha ağır soruları var ama yazmak istemem
Yani kısaca olay şu.Bu sorular eğlenceli hoş. Eyvallah !
De işte o çocuğun hayal dünyasını,cinselliğine bakışını mahf ediyor.
Sonrada Kadri Göral abêmize bir güzel malzeme oluyor.
…
Edî Bese !
Orta halli,yada fondip yaşayan bir Kürt kesiminden iseniz yani sokak taşlarının tozu dumanı yoldaş ise size ve gelir kaygısı,kavgalar olmazsa olmazlarınızdansa bir başkadır yaşanan şeyler.
İşte bunlar arasında gizli gizli yaşanan ve tüm hayatı etkileyecek çok mühim bir şey geçiyor:Ergenlik çağı..
Şimdi ergenliği koltuk altında biten iki kıla,yüzünde beliren iki noktacık olarak biliyorsan, unut.
Öle basit değil her şey…
**Sancılı dedim .Evet hem de fena bir sancı bu.Şöyle ki:ev halkı meselenin çokta odağında değil.Mağdurumuz yani ergenliğe girdiğini kabul ettiğimiz kişide kendindeki değişikliklerin suçluluk psikolojisinde.
Öyleydik yaw.Hatırlıyorum ilk bıyıklarım terlemeye başladığında garip bir suçluluk duygusu ve utangaçlık havası üzerimde vardı.Sanki suç işlemiş gibiydim,konunun bıyıklarımdan açılması beni deli ederdi,yerin dibine girerdim,hemen kaçardım.
Ve emin olun ilk bıyık kesme muhabbeti de iğrençtir. Çünkü artık bir “erkesiniz” ve bir bok elde etmiş gibi bir hava verilir size.
Hepside pohpohlamadır ..
Ergenlik çağının en büyük iki düşmanı ve kaçınılması gereken kişileri; Babalar ve Nenelerdir.
İkisi de acımasızdır,bu acımasızlık serbestlik ve mizahtan gelen bir olay.Onlar söylerken acayip zevk alırlar.
Baba sinsi bir avcıdır, çocuğundaki değişimi(erkeği kast ediyorum…lakin kızlara bulaşmazlar) çabuk fark eder.
Darbeleri tek tek indirir…
-heyytt….heyrana çavên te me ha….ka bêje ji babê xwe ra, gunnik reş bu ye?
Allah aşkına bu soru karşısında siz olsanız ne derdiniz.Yani cevap nedir bu soruya?
Zaten cinselliğinin en batık halinin yaşandığı evrelerdir,bide kürtsel halidir,bide ayıptır vs. durumları var yani.
Sabahın köründe ergen kardeşimiz yatağındadır ve baba başına gelmiştir..
Darbeler durmaz, yola devam edilir:
-Weyy weyy!! ka kurê kê ye? lawoo te çewa çadir çêkirîye? maşallahh
La hewle wele !!
Tahmin ettiğiniz gibi başlar öne eğik.Anne de duyarsa kıs kıs gülmeler.
Nineler yaşlarının getirdiği olgunluktan ve serbestlikten biraz daha rahattırlar…
Vurucu soruları şudur:
-ka tû xwen divînî?
Ya rab ya star!…
Babalar ve neneler ortaklığından doğan diğer birkaç soru ise:
-ka reş bu ye? (Kasık bölgesinin kıllanma durumu sorulmaktadır)
-nava te û keçîka çewa ye?
-keçîka paçî dikî?
Vs..
Aslında daha ağır soruları var ama yazmak istemem
Yani kısaca olay şu.Bu sorular eğlenceli hoş. Eyvallah !
De işte o çocuğun hayal dünyasını,cinselliğine bakışını mahf ediyor.
Sonrada Kadri Göral abêmize bir güzel malzeme oluyor.
…
Edî Bese !
Genç Xelil
ere lolo,were lolo,were lolo,were lolo….ax
Were lolo…were lolo,were lolo,were lolo,were lolo,were lolo….waê…..
Were lolo,were lolo,were lolo,were lolo,were lolo nemaê;
Ê nemaê,nemaê,nemaê,nemaê,nemaê,nemaê….wax,
Ezê ji bona genc Xelîl lawê apê…xwe nemî..yîyîîîîyîyînim li dunyayê.
****
hemen hemen bir çok kürt dengbejin(sanki başka millette denbej var da!) söylemeye çalıştığı, nasıl ki bağlama ustası olmak için haydar haydar’ı çalmak gerekiyorsa aha bu kılam da kürt dengejliğinde böyle bir yere sahiptir.
hikaye şarkısı ile birlikte 20 dakika civarı sürüyor. bu arada bir not: dengbejlerin söylediği kılamların orjinali hikayesi ile birlikte anlatılanıdır. yani part part hikaye anlatılır. sonra hikayedeki kahraman veya kahramanlar konuşturulur. ve ne hikmetse öyle uyaklı oyle edebi konuşur ki onu melodik bir şekilde söylerler. Neyse bu hikaye diyarbakırlı genç xelil adlı bir civanmerti anlatır. dönemin padişahı bir rüya görür. rüyasında 3 şehri alacağını ve bu üç şehri de diyarbakır’da yaşayan genç xelil(genç halil)’in alacağını görür. sabah kalkar kalkmaz veziri çağırıp rüyasını anlatır. vezire gidip bu adamı bulmasını söyler. vezir üç gün üç gece yollara düşer kürtler arasındaki adı amed olan diyarbakır’a gelir. sora sora bulur genç xelil’i. genç xelil’e durumu anlatır. genç xelil der ki: “ben bir kızı seviyorum. eğer onu bana isterseniz. ben de teklifinizi kabul eder, ordunuzun komutanı olurum. istediği kız da oraların ağa’sı olan amcasının kızıdır. vezir tamam der, amcasının evinin yolunu tutar. amcası şaşırır vezirin gelişine. çekinir de bir yandan “ne diye geldi bu vezir” diye. vezir durumu izah eder. ağa “hay hay” der. kızını yeğenine verir. genç xelil yeni evli birisi olarak vezirden üç günlük mühlet ister. sonra yola çıkar. padişahın rüyasında gördüğü gibi bu üç şehri de fetheder genç xelil. ama gel gör ki hastalanır ve yurduna dönemez. herkesin gelişine karşın gelmeyen genç xelil’i bulmak için yollara düşer karısı. arar bir süre…bir akşam kalacak yeri olmadığı için yaşlı bir adamın kapısını çalar ve tanrı misafiri kabul edip etmeyeceğini sorar. adam baş göz üstüne, lakin evimde hasta birisi var. sana da bulaşır diye korkarım” demiş. kadın da dert gelirse allahtan baş göz üstüne..kader der geçeriz demiş. içeri girmiş hasta yatakta yatan genç xelil’den başkası değil. içi parçalanmış her tarafı yara bere içerisinde olan genç xelil’e. ama genç xelil çok sevdiği karısını tanıyamamış. başlamışlar sohbete..kimsin nerelerden gelirsin falan fişmekan..genç xelil der ki “bizim oraları çok özledim hele bir kılam söyle bizim oralardan.” karısı başlar söylemeye..kılamında genç xelil’den övgü ile bahseder. söylerken xelil gözlerini kapatmış, bu dünyadan başka diyarlara gitmiştir.
tabi böyle çok basit bir hikaye gibi görünebilir. gel gör ki her sanat eseri kendi dilinde güzeldir. ve bunu manzum bir eser olarak dinlediğinizde üzerinizde yarattığı etkiler bambaşka olacaktır.
De lolo gec Xelîlo subebû çemê paşo newala hope bişewite ji dilê min û teranewel li paleDilê min ji bona pismamê min yane,yane,kale,kaleBihîstina min bihîstiye,pismamê min nexweşe nexweşekî jê dib ê haleEzê rabim destê genc Xelîl lawê apê xwe bigrim leylîfkim yalî male,Ji êvarê heyanî sibê jêra bibime naz balîfe,balgîbe,berpale.
Bira sere xwe bide ser cotê zendê mine zer badayî,
Sûretê xwe bide ser cotê zer memikê minê nîşanî bi xale.
Dema tuê berê xwe bidî welatê xerîb û vê xerîbstanê;
Ezê cotê reş gulîyê xwe jêkim ji hespê pismamê xwera bikim doxhevsare,
Xizêma poze xwe bikime bizmale;
Kimbera pişta xwe dîsa vê subengê mal xibo ji hespê pismamê xwera bikim nale.
Ezê kimbera pişta xwe ji hespê pismamê xwera bikim nale,
Dema tuê berê xwe didî welatê xerîb û xwerîbstanê,di nava heval û hogira,
Ay de bira kesekî mebêje genc Xelîl Kurmance,Kurmancekî bê pergalê nemaê;
Ê nemaê,nemaê,nemaê,nemaê,nemaê,nemaê….wax,
Ezê ji bona genc Xelîl lawê apê…xwe nemî..yîyîîîîyîyînim li dunyayê.
De lolo genc Xelîlo subebû min sondxwarî ;
Bi sonda qesemê dema tuê berê xwe bidî welatê xerîb û xerîbstanê
Gelo vê subengê wezê didû tera tu car û tu zemanî ji xwera tu malê nakim.
Ezê pismamê xwe di hêşa konê Erebî ji xew rakim,
Kolozekî deveturkî bînim nava çavakim,qondirekî Helebî di lingakim,
Ebakî Besra bînim nava milakim.
Eger pîra dê kali bavê qayîl bûne jixwe qayîlbûne, gava ku qayîl nebûn koma bira û pismama teva bi
qurbankim.
Xwe berdime welatê xerîb û xerîbaê, welatê di Türkîya ê, Hemuş û Heka ê,Musil û Bexda ê, Beyt a Şerîf Beytulla ê, Stembol a şewitî nîvê dunya…ê…,
Qasekê rûnêm li ber kanîka vê sera ê,cotê şalûl û bilbil,têlî tembûra peydakim,
Bînim ser sere pismamê xwera bi dardakim,bi surra subêra,bi azanya mellara,
Bi qêrînê dîkara, bi kile kilê meşkara, bi lûbe lûbê jinebîyara.
Bi dengê qîzan û bûkara, fîtînê nêçîrvanê serê çiyanra, hokînê şivanê ber keryara, norînê Devçîyê ber Devanra;
Bi zereqî tavî serî subêra, bi dengê lawî Kurdanra, birqinê di şûranra,
Bi engê dengbêjan, bi defê dewrêşan, bilûr ê bilûrvanan, bi sazî sazbendan,
Bi dengê şalûl û bilbilan, têlî tembûran qasekê;
Ji kedera dilê xweyê bi mereqê bi kederra, Gelo segmanê cindî dîsa ji dilê xwera ji xew rakim nemaê;
Ê nemaê,nemaê,nemaê,nemaê,nemaê,nemaê….wax,
Ezê ji bona genc Xelîl lawê apê…xwe nemî..yîyîîîîyîyînim li dunyayê.
Were lolo…were lolo,were lolo,were lolo,were lolo,were lolo….waê…..
Were lolo,were lolo,were lolo,were lolo,were lolo nemaê;
Ê nemaê,nemaê,nemaê,nemaê,nemaê,nemaê….wax,
Ezê ji bona genc Xelîl lawê apê…xwe nemî..yîyîîîîyîyînim li dunyayê.
****
hemen hemen bir çok kürt dengbejin(sanki başka millette denbej var da!) söylemeye çalıştığı, nasıl ki bağlama ustası olmak için haydar haydar’ı çalmak gerekiyorsa aha bu kılam da kürt dengejliğinde böyle bir yere sahiptir.
hikaye şarkısı ile birlikte 20 dakika civarı sürüyor. bu arada bir not: dengbejlerin söylediği kılamların orjinali hikayesi ile birlikte anlatılanıdır. yani part part hikaye anlatılır. sonra hikayedeki kahraman veya kahramanlar konuşturulur. ve ne hikmetse öyle uyaklı oyle edebi konuşur ki onu melodik bir şekilde söylerler. Neyse bu hikaye diyarbakırlı genç xelil adlı bir civanmerti anlatır. dönemin padişahı bir rüya görür. rüyasında 3 şehri alacağını ve bu üç şehri de diyarbakır’da yaşayan genç xelil(genç halil)’in alacağını görür. sabah kalkar kalkmaz veziri çağırıp rüyasını anlatır. vezire gidip bu adamı bulmasını söyler. vezir üç gün üç gece yollara düşer kürtler arasındaki adı amed olan diyarbakır’a gelir. sora sora bulur genç xelil’i. genç xelil’e durumu anlatır. genç xelil der ki: “ben bir kızı seviyorum. eğer onu bana isterseniz. ben de teklifinizi kabul eder, ordunuzun komutanı olurum. istediği kız da oraların ağa’sı olan amcasının kızıdır. vezir tamam der, amcasının evinin yolunu tutar. amcası şaşırır vezirin gelişine. çekinir de bir yandan “ne diye geldi bu vezir” diye. vezir durumu izah eder. ağa “hay hay” der. kızını yeğenine verir. genç xelil yeni evli birisi olarak vezirden üç günlük mühlet ister. sonra yola çıkar. padişahın rüyasında gördüğü gibi bu üç şehri de fetheder genç xelil. ama gel gör ki hastalanır ve yurduna dönemez. herkesin gelişine karşın gelmeyen genç xelil’i bulmak için yollara düşer karısı. arar bir süre…bir akşam kalacak yeri olmadığı için yaşlı bir adamın kapısını çalar ve tanrı misafiri kabul edip etmeyeceğini sorar. adam baş göz üstüne, lakin evimde hasta birisi var. sana da bulaşır diye korkarım” demiş. kadın da dert gelirse allahtan baş göz üstüne..kader der geçeriz demiş. içeri girmiş hasta yatakta yatan genç xelil’den başkası değil. içi parçalanmış her tarafı yara bere içerisinde olan genç xelil’e. ama genç xelil çok sevdiği karısını tanıyamamış. başlamışlar sohbete..kimsin nerelerden gelirsin falan fişmekan..genç xelil der ki “bizim oraları çok özledim hele bir kılam söyle bizim oralardan.” karısı başlar söylemeye..kılamında genç xelil’den övgü ile bahseder. söylerken xelil gözlerini kapatmış, bu dünyadan başka diyarlara gitmiştir.
tabi böyle çok basit bir hikaye gibi görünebilir. gel gör ki her sanat eseri kendi dilinde güzeldir. ve bunu manzum bir eser olarak dinlediğinizde üzerinizde yarattığı etkiler bambaşka olacaktır.
De lolo gec Xelîlo subebû çemê paşo newala hope bişewite ji dilê min û teranewel li paleDilê min ji bona pismamê min yane,yane,kale,kaleBihîstina min bihîstiye,pismamê min nexweşe nexweşekî jê dib ê haleEzê rabim destê genc Xelîl lawê apê xwe bigrim leylîfkim yalî male,Ji êvarê heyanî sibê jêra bibime naz balîfe,balgîbe,berpale.
Bira sere xwe bide ser cotê zendê mine zer badayî,
Sûretê xwe bide ser cotê zer memikê minê nîşanî bi xale.
Dema tuê berê xwe bidî welatê xerîb û vê xerîbstanê;
Ezê cotê reş gulîyê xwe jêkim ji hespê pismamê xwera bikim doxhevsare,
Xizêma poze xwe bikime bizmale;
Kimbera pişta xwe dîsa vê subengê mal xibo ji hespê pismamê xwera bikim nale.
Ezê kimbera pişta xwe ji hespê pismamê xwera bikim nale,
Dema tuê berê xwe didî welatê xerîb û xwerîbstanê,di nava heval û hogira,
Ay de bira kesekî mebêje genc Xelîl Kurmance,Kurmancekî bê pergalê nemaê;
Ê nemaê,nemaê,nemaê,nemaê,nemaê,nemaê….wax,
Ezê ji bona genc Xelîl lawê apê…xwe nemî..yîyîîîîyîyînim li dunyayê.
De lolo genc Xelîlo subebû min sondxwarî ;
Bi sonda qesemê dema tuê berê xwe bidî welatê xerîb û xerîbstanê
Gelo vê subengê wezê didû tera tu car û tu zemanî ji xwera tu malê nakim.
Ezê pismamê xwe di hêşa konê Erebî ji xew rakim,
Kolozekî deveturkî bînim nava çavakim,qondirekî Helebî di lingakim,
Ebakî Besra bînim nava milakim.
Eger pîra dê kali bavê qayîl bûne jixwe qayîlbûne, gava ku qayîl nebûn koma bira û pismama teva bi
qurbankim.
Xwe berdime welatê xerîb û xerîbaê, welatê di Türkîya ê, Hemuş û Heka ê,Musil û Bexda ê, Beyt a Şerîf Beytulla ê, Stembol a şewitî nîvê dunya…ê…,
Qasekê rûnêm li ber kanîka vê sera ê,cotê şalûl û bilbil,têlî tembûra peydakim,
Bînim ser sere pismamê xwera bi dardakim,bi surra subêra,bi azanya mellara,
Bi qêrînê dîkara, bi kile kilê meşkara, bi lûbe lûbê jinebîyara.
Bi dengê qîzan û bûkara, fîtînê nêçîrvanê serê çiyanra, hokînê şivanê ber keryara, norînê Devçîyê ber Devanra;
Bi zereqî tavî serî subêra, bi dengê lawî Kurdanra, birqinê di şûranra,
Bi engê dengbêjan, bi defê dewrêşan, bilûr ê bilûrvanan, bi sazî sazbendan,
Bi dengê şalûl û bilbilan, têlî tembûran qasekê;
Ji kedera dilê xweyê bi mereqê bi kederra, Gelo segmanê cindî dîsa ji dilê xwera ji xew rakim nemaê;
Ê nemaê,nemaê,nemaê,nemaê,nemaê,nemaê….wax,
Ezê ji bona genc Xelîl lawê apê…xwe nemî..yîyîîîîyîyînim li dunyayê.
Popüler kültüre karşı durmak !
Günübirlik tüketim kalıplarına karşı durmaktır popüler kültüre karşı olmak…yoksa simpsons, saw, star wars izlememek değildir.İnsanların davranış ve tüketim alışkanlıklarını belirleyen trendlerin günübirlik ve bir tarafları yönlendirirken bir taraflara para kazandırma amacı güden bir kültüre karşı olmaktır. Petek dinçöz’ü bugün benimseyip ertesi gün yaşlandığında sırf vücudu pörsüdüğü için ve sesi para etmeyeceği için bir kenara atıp yeni kokonalar yaratan zihniyete karşı durmaktır. “sanatçı” adı altında her gün yeni bir ses ve yüz çıkarılmasına ve bunların dayatılmasına karşı duruştur.
Her sene yenilenen ve kimin tarafından yaratıldığı belli olmayan moda kavramına ve üretimine karşı durmaktır. kendine yakışanı giymektir..Herkesin giydiğinden giymek için sıraya girmemek, sıradanlaşmamaktır.
Zilyon tane müzik varken, bir iğne ile kuyu kazar gibi kendi müzik dinleme tarzını yaratırken, dayatılan kalitesiz ve yarın unutulacak olan müzikleri dinlememektir yeri geldiğinde…Şimdi bir mcdonalds, bir burger king ve bu türden bir yeri ele alalım..bunların özelliklerine bakıldığında altında yatan felsefe “fast” yani “hızlı”dır. peki bu sadece yemek olayında mı geçerlidir? hayır..orada dinlediğiniz müzik gayet alelade, oturduğunuz masalar sert, servis hızlı, herşey pratik…peki bunun altında yatan olgu nedir biliyor musunuz? sizin orada yemeğinizi yiyip bir an önce oradan kalkmanız ve yerine yenilerinin gelmesi..yoksa en azından benim karşı çıkışım “amerikan malı bunlar, emperyalistlerin şirketi” şeklinde değil. en temel ihtiyacımız olan yemeğin(aynı zamanda insanın en fazla keyif aldığı etkinliklerden birisidir de) böylesine hızlı dayatılması, ve bunun bu kadar geniş yığınlar tarafından uygulanması birileri tarafından dayatılıyor…
Her gün müzik alanında yeni yeni yüzler çıkıyor..”tek şarkılık sanatçılar” olarak tabir ediliyor büyük çoğunluğu..Bir şarkısını dinledikten sonra unutuluyor..ama işin garip yanı günde onlarca kez gözümüze kulağımıza sokuluyor. İşte popüler kültür budur..
Evet şöyle denebilir; dostum öyle diyorsunda popüler kültür halk kültürü anlamına gelmektedir. zaten isyan noktası da bu ya..bunu halk yaratmıyor ki..dayatılan ve dayatıla dayatıla benimsenmiş bir kültür ortaya çıkıyor..
En azından; Petek dinçöz dinlemektense ezginin günlüğünü dinlemeyi tercih ederim. Çünkü petek’in vücudu pörsüdüğünde sesinin de 5 para etmediği anlaşılacak ve silinip gidecektir;ama ezginin günlüğü sanatıyla varolacaktır..
Her sene yenilenen ve kimin tarafından yaratıldığı belli olmayan moda kavramına ve üretimine karşı durmaktır. kendine yakışanı giymektir..Herkesin giydiğinden giymek için sıraya girmemek, sıradanlaşmamaktır.
Zilyon tane müzik varken, bir iğne ile kuyu kazar gibi kendi müzik dinleme tarzını yaratırken, dayatılan kalitesiz ve yarın unutulacak olan müzikleri dinlememektir yeri geldiğinde…Şimdi bir mcdonalds, bir burger king ve bu türden bir yeri ele alalım..bunların özelliklerine bakıldığında altında yatan felsefe “fast” yani “hızlı”dır. peki bu sadece yemek olayında mı geçerlidir? hayır..orada dinlediğiniz müzik gayet alelade, oturduğunuz masalar sert, servis hızlı, herşey pratik…peki bunun altında yatan olgu nedir biliyor musunuz? sizin orada yemeğinizi yiyip bir an önce oradan kalkmanız ve yerine yenilerinin gelmesi..yoksa en azından benim karşı çıkışım “amerikan malı bunlar, emperyalistlerin şirketi” şeklinde değil. en temel ihtiyacımız olan yemeğin(aynı zamanda insanın en fazla keyif aldığı etkinliklerden birisidir de) böylesine hızlı dayatılması, ve bunun bu kadar geniş yığınlar tarafından uygulanması birileri tarafından dayatılıyor…
Her gün müzik alanında yeni yeni yüzler çıkıyor..”tek şarkılık sanatçılar” olarak tabir ediliyor büyük çoğunluğu..Bir şarkısını dinledikten sonra unutuluyor..ama işin garip yanı günde onlarca kez gözümüze kulağımıza sokuluyor. İşte popüler kültür budur..
Evet şöyle denebilir; dostum öyle diyorsunda popüler kültür halk kültürü anlamına gelmektedir. zaten isyan noktası da bu ya..bunu halk yaratmıyor ki..dayatılan ve dayatıla dayatıla benimsenmiş bir kültür ortaya çıkıyor..
En azından; Petek dinçöz dinlemektense ezginin günlüğünü dinlemeyi tercih ederim. Çünkü petek’in vücudu pörsüdüğünde sesinin de 5 para etmediği anlaşılacak ve silinip gidecektir;ama ezginin günlüğü sanatıyla varolacaktır..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)